Bazen geçmişe dönüp bakıyorum da, 26 yıl önce hiç böyle değildik diyorum. Eşim o zaman bana deli divane. Her gün görmek ister, evimizin kapısına gelir, babamın eve gelişine kadar kapının önünden pencereye çıkmamı beklerdi. Sonra evlilik, ilk çocuk ikinci çocuk derken bu günlere kadar geldik. Beraber çabaladık, beraber sırtlandık hayatı, ben çocuklar olunca iş hayatından uzaklaştım ister istemez. O kendini iş hayatına ben kendimi çocuklara verdim.

Son üç yıla kadar her şey güzel gidiyordu. Eşim yeni bir şirkette direktör olarak işe başladı, sürekli toplantılar, seyahatler, yüzünü zor görür olmuştum. Eve geç ve yorgun geliyor ve sabah erkenden çıkıyordu. Çocuklardan biri üniversiteyi yeni bitirdi, diğeri de sınavlara hazırlanıyor, ben onların dertleriyle meşgulken eşim giderek benden uzaklaşıyordu.

Bazen gerekli gereksiz kavgalarımız oluyordu ama ilk defa son üç yılda duymaya başladım boşanma cümlesini, çeker giderim cümlesini. Bu şaşırtmıyor değildi beni. Bir gün iş yerine gitmek istedim, çok gönüllü olmadı. Tabii biraz şüphelendim. Öğle arası ziyaret ettim ben de. İş yeri gayet kurumsal, gayet dost canlısı insanların çalıştığı bir ortamdı ve eşim gayet saygıdeğer bir mevki sahibi idi.

Eve döndüm, işteki arkadaşlarını, onun altında çalışan kişileri gözümün önünde tekrar canlandırdım. Bir an düşündüm ve kendime aynada baktım. O eski benden eser yoktu. O kırmızı yanaklarım sarkmış, güzel, incecik vücudumdan geriye yağlı ve yılların eskittiği bir vücut kalmıştı. Eşimin etrafındaki kadınlar benimle yaşıt mıydı bilmiyorum ama kesinlikle çok bakımlı ve gençtiler. Bir taraftan da eşimi düşünüyordum. O da bira göbeği dedikleri göbeğe sahipti. Saçları dökülmüştü, o eski dalyan gibi delikanlı benden beter hale geldi dedim içimden ve kendi kendimi rahatlattım. Yine çocukların telaşına, yine evin temizliğine ve arkadaş sohbetlerine verdim kendimi. Eşimin iş yerindeki kadınların eşimi çok çirkin, bakımsız bulacaklarını düşünerek kendimi avuttum.

Eşim bir gün eve geç geldi, ama bu sefer elinde bir çanta, spor salonuna yazılmış ve spora başlamıştı. Çok sevindim ilkin. Eşim gençliğinden beri hiç spor yapmazdı, sadece televizyondan izlerdi. Ben de gelebilir miyim diye sordum, “İş yerine yakın, eve değil, iş çıkışı gidiyorum,” dedi. İş yeri eve uzaktı. Haklıydı, gidemezdim. Ama tek başıma da gitmek istemedim yoksa evin yakınında spor salonu mu yoktu.

Derken beyi bir saç ektirme hevesi sardı. Tabii ilk saç bakımı yapmakla başladı işe. Eşim benimle ilk tanıştığında saçına limon sıkardı, o günden beridir hiç bilmem bakımla uğraşsın, en fazla cebindeki tarağı ile yana doğru tarardı saçını. Normalde parfüm kullanmayan eşim gidip parfümler almıştı. Artık bir şeylerin değiştiğinin farkındaydım. Ama değişen ben değildim. Eşimdi. Bir gençleşme hevesinde, bir bakım döneminde idi. Bu normal bir evre diye düşündüm ilkin. Yeni bir iş çevresi, yeni bir mevkii vardı ve kendine, duruşuna ve bakımına özen göstermeliydi. Ama içim içimi yemiyor değildi acaba başka bir durum mu söz konusu diye. Ben her kadın gibi değildim, önlem almasını seven biriydim. Son dakikaya bırakmazdım hayatımda hiçbir şeyi. Gelgelelim bu sefer öyle olmadı.

Eşim artık sürekli toplantılarda, sürekli iş yemeklerinde olmaya başlamıştı. Karıkoca ilişkimiz de uzun süredir aksamış, hatta yok denecek kadar azdı. Ben ki kendime güvenen konuşkan kadın, içime kapandım. Her yürüyen orta yaş üstü kadını incelemeye, süzmeye başladım. Eşimle eve geç kalmasından dolayı kavgalar etmeye başladık. Saç ektirmesine karşı çıkmıştım. Ama sonunda gördüm ki saç ektirmiş.

Bana, “Çok bakımsızsın, kocakarı gibisin, böyle giderse ancak torun seversin” dedi… Bir gün sonra araştırmaya başladım. Ben çabuk pes eden bir kadın değildim. Bülent Cihantimur’u bir sabah programında görmüştüm. Anında randevu alıp yanına gittim. Kendisi bir cerrah olmasına rağmen tüm derdimi anlattım. Ona tek söylediğim, “Beni gençleştirin Bülent Bey, kocamı köle edeyim” oldu. Her şeyi kendisine bıraktım. İlk operasyon yüz germe idi, özel bir yöntemi vardı örümcek ağı adında. İkincisi liposculpture, üçüncüsü meme büyütme, dördüncüsü laser, cilt bakımı…

Eşime, annemin evine tatile gittiğimi söylemiştim. İki hafta sonra karşısına çıktım. Zili çaldı, kapıyı oğlum açtı, ben salonda oturuyordum. Geldi, yanımdan geçti ve yatak odasına gitti, hemen geri geldi ve “Sen n’aptın böyle” dedi. Büyük bir kavga ettik. Yaptıklarıma kızdığını söyledi, sonra ben yatak odasına geçtim, Bülent Bey’e mesaj attım ve durumu anlattım. Bana yolladığı mesaj, “Bekle biraz” oldu.

Gece oldu. Yatak odasına geldi ve bana alıcı gözü ile tekrar baktı. Sonra, “Gel biraz şarap içelim,” dedi. Balkona gittik ve belki üç yıldır içmediğimiz o şarapları kadehe doldurduk. Ben iyice toparlandıktan sonra beraber tatile gittik. Artık kocam iş yemeklerinin neredeyse hepsine beni de çağırıyor. Bülent Bey benim hayatımın dönüm noktası oldu. Şu anda 25’li yaşlarıma geri döndüm. Belki ruhen, belki bedenen ama hayata tekrar başladım diyebilirim.

ASK US!

What are you wondering about DoctorB

TOP